Türkiye mücevherat sektöründe son iki ayda yakalanan ihracat rekoru, işlenmiş ürünlerden ziyade iç talepteki yavaşlama nedeniyle yurt dışına yönelen külçe altınlardan kaynaklandı. Mücevher İhracatçıları Birliği (MİB) Başkanı Mustafa Özcan, bu hareketin geçici bir arbitraj olduğunu vurgularken, altın kotası ve gümrük mevzuatındaki katı kuralların küresel rekabeti zedelediğini ifade etti.
Külçe Altın İhracatındaki Sıçrama Ne Anlama Geliyor?
Türkiye’nin mücevherat ihracatında yılın ilk yedi ayında kaydedilen yüzde 27,4’lük gerileme, ağustos ve eylül aylarındaki ani ivmeyle yön değiştirdi. Ağustos ayında yüzde 174,7, eylül ayında ise yüzde 203,3 oranında artış kaydeden sektör, bu sayede yılın ilk yedi aylık kayıplarının önemli bir kısmını telafi etti. Ancak Mücevher İhracatçıları Birliği (MİB) yönetimi, bu tablonun işlenmiş mücevher satışlarındaki gerçek bir büyümeden ziyade iç piyasadaki talep daralmasından beslendiğine dikkat çekiyor.
MİB Başkanı Mustafa Özcan, son iki aydaki rekor artışların arkasındaki temel dinamiğin külçe altın ihracatı olduğunu belirterek, asıl katma değeri sağlayan mücevher tarafında pazar kayıplarının sürdüğünü ifade etti. Toplam rakamları yukarı taşıyan bu hareketin kalıcı bir sektörel büyümeyi temsil etmediği, geçici bir arbitraj penceresinden ibaret olduğu vurgulandı.
Fiyat Farkı ve Arbitraj Dinamikleri Nasıl Çalıştı?
İç piyasadaki altın talebinin aniden kesilmesi, piyasa marjlarını ve fiyat dengelerini altüst etti. Daha önceki dönemlerde kota uygulamaları ve yoğun iç talep nedeniyle Türkiye’deki altın fiyatları dünya piyasalarının üzerine çıkıyor ve pozitif marj oluşturuyordu. Ancak iç talebin düşmesiyle birlikte Türkiye'deki altın fiyatı dünya piyasalarının altına gerileyerek eksi marj yarattı.
İç piyasa ile dış piyasa arasındaki kilogram başına fiyat farkının bir ara 1.000 ila 1.500 dolar seviyelerine kadar yükseldiğini belirten Mustafa Özcan, bu ucuzlamanın elinde külçe altın tutanları ürünleri yurt dışına satmaya yönelttiğini kaydetti. Külçe ihracatıyla birlikte iç piyasadaki arz dengelenirken, fiyat farkı yeniden 100-150 dolar seviyelerine geriledi ve külçe ihracatındaki hızlı ivme de yavaşlama trendine girdi. Ağustos sonu itibariyle elde edilen 5,35 milyar dolarlık toplam ihracatın 2,5 milyar doları altın takı, 1,808 milyar doları altın külçe, 557 milyon doları gümüş külçe, 101 milyon doları pırlantalı takı, 84 milyon doları gümüş takı ve 256 milyon doları diğer mücevher ile değerli taşlardan oluştu.
Altın Kotası ve Gümrük Tıkanıklıkları Sektörü Nasıl Etkiliyor?
Sektörün gündemindeki en sıcak başlıkların başında altın kotası ve gümrük mevzuatındaki sıkılaşma geliyor. İthalatın durduğu ve ağırlıklı olarak ihracatın yapıldığı bir dönemde kotanın işlevini yitirdiğini savunan MİB Başkanı Özcan, kota miktarının 11 tondan 14 tona çıkarılmasının da sorunu çözmediğini belirtti. Uluslararası büyük mağaza zincirlerinin özel denetimlerle alım yaptığını hatırlatan Özcan, yılbaşı siparişleri sırasında yaşanan belirsizlikler yüzünden yabancı alıcıların sözleşmeleri iptal ettiğini dile getirdi. Özcan, kota olmasaydı sektörün rahatlıkla 30 milyar dolar ihracat seviyesini yakalayabileceğini vurguladı.
Kotanın ardından usulsüzlükleri önlemek amacıyla gümrük mevzuatında gidilen aşırı sıkılaşma ise lojistik süreçleri kilitledi. Normal şartlarda yarım günde gümrükten çekilebilen ürünlerin, yaşanan bürokratik engeller nedeniyle günlerce beklediğini aktaran Özcan, 130 kilogramlık mücevher ihracatı yapan bir firmanın ürününün gümrükten çıkışının 20 gün sürdüğünü örnek gösterdi.
Küresel Rekabette Endonezya Tehdidi ve İmaj Kaybı
İstanbul Sanayi Odası Kuyumculuk Meslek Komitesi Başkanı ve MİB Başkan Yardımcısı Fatih Kemahlı, küresel tedarik zincirindeki kırılmalara dikkat çekti. Kotası olan ülkelerden ve Türkiye'den alımları kısma kararı alan uluslararası markaların yönetim kurullarının yeni ürün geliştirme süreçlerini durdurduğunu belirten Kemahlı, bu durumun en az iki yıllık pazar kaybı anlamına geldiğini söyledi. Müşterilerin kendi altınlarını işlemek üzere gönderdiği 40 kilogramlık sınırlandırmanın da lojistik maliyetlerini artırdığını ifade eden Kemahlı, sabit kur, artan işçilik ve yüksek hammadde maliyetleri yüzünden rekabetçi fiyat veremediklerini, müşterilerin Endonezya’daki firmalara ihracat yapmayı öğrendiğini ve artık rakiplerinin İtalya değil Endonezya olduğunu belirtti.
Öte yandan, kota ve denetimlerin yarattığı belirsizlik ortamının yerli ve yabancı üreticileri Türkiye’den uzaklaştırdığı ifade ediliyor. 2023 yılına kadar Kuyumcukent’in yüzde 25’ini dolduran MENA bölgesi yatırımcılarının bu süreçte tamamen ayrıldığı, bazı üreticilerin imalatlarını Dubai’ye taşıdığı veya faaliyetlerine son verdiği kaydedildi. Mustafa Özcan, Hong Kong Fuarı’nda bir Hintli alıcının kendisine Türkiye’ye gelmeyeceğini, orada herkese operasyon yapıldığını söylediğini aktararak imaj kaybına dikkat çekti. Ayrıca TL bazlı muhasebe sisteminin altın varlıkları üzerindeki vergi yüküne değinen Özcan, 2018 yılında 100 kilo altını olan bir işletmenin, TL bazlı muhasebe ve vergi yüzünden varlığının yüzde 84'ünü kaybettiğini, sistemin bu haliyle kayıt dışılığı önleyemediğini sözlerine ekledi.



