İngiltere İşçi Partisi, 2027 yılındaki G20 dönem başkanlığında gelişmekte olan ülkelerin borç yükünü hafifletmek için kapsamlı bir borç rahatlatma planını gündeme getirmeyi hedefliyor. Küresel tahvil piyasalarındaki çalkantılar ve artan borç servisi maliyetleri küresel güneydeki ekonomileri baskı altına alırken, uzmanlar özel alacaklıların hedef alındığı yapılandırma modellerini tartışıyor.
İngiltere İşçi Partisi, küresel tahvil piyasalarını sarsan borç krizine karşı stratejik bir hamle yaparak, 2027 yılındaki G20 dönem başkanlığında gelişmekte olan ülkeler için kapsamlı bir borç rahatlatma programını hayata geçirmeyi planlıyor. Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın geçtiğimiz ay parti kurultayında duyurduğu bu inisiyatif, halihazırda küresel güneyde devlet gelirlerinin %45’ini, düşük gelirli ülkelerde ise %70’ini yutan yüksek borç servisi maliyetlerini hedef alıyor. Washington'dan Tokyo'ya kadar büyük ekonomiler tahvil piyasalarındaki dalgalanmaların maliyetiyle boğuşurken, en ağır darbeyi küresel yatırımcıların kararlarına karşı savunmasız olan ağır borç yükü altındaki gelişmekte olan ülkeler alıyor.
Tahvil Piyasalarındaki Çalkantı ve Gelişmekte Olan Ülkelerin Çıkmazı
Küresel finans piyasaları, Orta Doğu’daki çatışmaların tırmanması ve ABD’deki genişlemeci maliye politikalarının etkisiyle tahvil satış dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Bu durum, dünya genelinde borçlanma maliyetlerini hızla yukarı iterken, gelişmekte olan ülkeler halihazırda enerji krizi ve iklim krizine uyum sağlama zorunluluğu gibi çok yönlü bir ekonomik şokla mücadele ediyor. Bangkok’ta gerçekleştirilen Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantılarında da masaya yatırılan bu tabloda, yükselen borç servisi maliyetlerinin ülkelerin kamu hizmetlerine ve geleceğe yönelik yatırımlara bütçe ayırmasını imkansız hale getirdiği vurgulanıyor.
2005 Gleneagles Ruhundan 2027 G20 Ajandasına
İşçi Partisi'nin bu hamlesi, 2005 yılında Gordon Brown ve Tony Blair’in Gleneagles G8 zirvesinde otuzdan fazla ülke için sağladığı tarihi borç silme başarısının bir devamı niteliğinde görülüyor. Ancak hükümet yetkilileri, geçmişteki koşullarla bugünkü finansal mimari arasında önemli farklılıklar bulunduğuna dikkat çekiyor. Kalkınma Bakanı Kirsty McNeill, geçmişteki borçların büyük kısmının devletler arası kredilerden oluştuğunu, günümüzde ise borcun ağırlıklı olarak özel alacaklıların elinde bulunduğunu belirtti. Bu durum, borç krizinin çözümünü daha karmaşık hale getirirken, zengin ve fakir dünya arasındaki net çizgilerin bulanıklaşması nedeniyle desteklenecek ülkelerin tanımlanmasını da zorlaştırıyor.
Umut Girişimi ve Özel Alacaklılar Modeli
İngiliz hükümetiyle paylaşılan ve düşünce kuruluşu Development Finance International (DFI) tarafından hazırlanan iddialı bir plan, borç krizine somut bir çözüm alternatifi sunuyor. DFI yöneticisi Matthew Martin öncülüğünde geliştirilen Umut Girişimi (Hope Initiative), en ağır borç yükü altındaki 27 ülkeye 10 yıllık bir borç servisi tatili verilmesini öngörüyor. Bu model kapsamında, borçların tamamen silinmesinden ziyade faiz oranlarının düşürülerek vade uzatımı yoluyla söz konusu ülkelerin borç servisi maliyetlerinin gelirlerinin %10’unun altına çekilmesi hedefleniyor.
Yılda yaklaşık 13 milyar dolarlık bir maliyet öngören bu planın yükü, büyük ölçüde özel alacaklılara yüklenecek; gerektiğinde bu alacaklıların ikna edilmesi veya yasal düzenlemelerle sürece dahil edilmesi planlanıyor. Ayrıca, borç eşiklerini karşılamasa da sık sık aşırı hava olaylarıyla sarsılan 6 küçük ada devletine, felaket sonrasında 5 yıllık bir ödeme tatili tanınması ve plana Pakistan ile Angola gibi ülkelerin de dahil edilmesi öneriliyor. IMF ve Dünya Bankası gibi imtiyazlı alacaklı kurumların maliyetinin ise bu mekanizma sayesinde nispeten düşük kalması bekleniyor.



